1ilaç

TRIZIVIR Film Tablet

 GlaxoSmithKline (GSK)

Formüler > Enfeksiyonlar > Antiviral İlaçlar > HIV Virüsü

 

 

Etken Madde(ler):

Abakavir 300 mg, Lamivudin 150 mg, Zidovudin 300 mg

 

Piyasa Şekilleri:

60 film tablet

 

 

Kullanım Şekli:

Yetişkinlere ve 12 yaş üzeri adolesanlara önerilen Trizivir dozu günde iki kez bir tablettir. Trizivir 40 kg'dan hafif ağırlıktaki yetişkin ve adolesanlara verilmemelidir; çünkü bu preparat sabit dozludur ve dozu azaltılamaz. Trizivir yemekten önce veya sonra alınabilir. Eğer Trizivir'in veya içindeki etken maddelerden birinin (abakavir, lamivudin, zidovudin) dozunun azaltılması önerilmişse bunların tek başlarına ilaç formları mevcuttur. Böbrek fonksiyonu yetersizliği bulunan hastalarda dozaj ayarlanması gerekebileceğinden böbrek fonksiyonu azalmış (kreatinin klirensi <=50 ml/min) hastalara ayrı abakavir, lamivudin ve zidovudin preparatlarının verilmesi önerilmektedir. Karaciğer yetersizliği olan hastalarda Trizivir kullanılmamalıdır. Halihazırda 65 yaşından daha yaşlı hastalarda farmakokinetik veri elde edilememiştir. Azalmış böbrek fonksiyonu ve hematolojik parametrelerdeki değişiklikler gibi yaşa bağlı değişikliler nedeniyle, bu yaş grubunda özellikle dikkatli olunması önerilmektedir. Hemoglobin seviyesi 9 g/dl veya 5.59 mmol/l'nin altına düşerse veya nötrofil sayısı 1x10 milyar/l'nin altına inerse zidovudin dozajının ayarlanması gerekebilir. Trizivir dozajının ayarlanması mümkün olmadığından ayrı abakavir, lamivudin ve zidovudin preparatları kullanılmalıdır.

 

 

Endikasyonları:

Üç nükleozid analogunun (abakavir, lamivudin ve zidovudin) kombinasyon İnsan İmmün Yetersizlik Virüsü (HIV) ile enfekte olmuş yetişkinlerin ve 12 yaş üzeri adolesanların antiretroviral tedavisinde endikedir.

 

 

Kontrendikasyonları:

Abakavire, lamivudine ya da zidovudine veya yardımcı maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarlılığı bulunan hastalarda kullanılması kontrendikedir. Hepatik yetersizlikte kontrendikedir. Etken madde zidovudin nedeniyle, anormal derecede düşük nötrofil sayıları (<0.75x10 milyar/l) ya da anormal derecede düşük hemoglobin seviyeleri (<7.5 g/dl veya 4.65 mmol/l) bulunan hastalarda kontrendikedir.

 

Uyarılar:

Klinik çalışmalarda abakavir alan hastaların yaklaşık %4'ünde, çok nadir vakalarda ölümcül olmuş, aşırı duyarlılık reaksiyonları gelişmiştir. Aşırı duyarlılık reaksiyonları birden çok organ sistemlerinin tutulması ile kendini gösterir ve hastaların çoğunluğunda sendromun bir parçası olarak ateş ve/veya döküntü vardır. Diğer aşırı duyarlılık semptomlarının bazıları yorgunluk, keyifsizlik ve karın ağrısı, bulantı, kusma, diyare gibi gastrointestinal semptomlar, dispne, boğaz ağrısı, öksürük ve anormal röntgen bulguları gibi (başlıca lokalize olabilen infiltratlar) solunum belirti ve semptomlarıdır. Bu aşırı duyarlılık reaksiyonu semptomları abakavir ile tedavi sırasında herhangi bir zamanda görülebilir; genellikle tedavinin başlamasını takiben ilk altı hafta içinde ortaya çıkarlar. Semptomlar tedaviye devam edilirse kötüleşir ve yaşamı tehdit edici olabilir. Bu semptomlar abakavir tedavisi kesildiğinde genellikle düzelir. Aşırı duyarlılık reaksiyonu tanısı konulan hastada tedaviye bir an önce son verilmelidir. Aşırı duyarlılık reaksiyonu nedeniyle tedavilerine son verilen hastalarda abakavir içeren herhangi bir ürün ile tedaviye asla yeniden başlanmamalıdır. Bir aşırı duyarlılık reaksiyonundan sonra tedaviye yeniden başlanması durumunda semptomlar birkaç saat içinde geri dönebilir. Yeniden görülen bu semptomlar başlangıçta görülenlerden daha ciddidir ve bunların arasında hayatı tehdit eden hipotansiyon ve ölüm bulunabilir. Tanıda gecikmekten kaçınmak ve yaşamı tehdit edici aşırı duyarlılık reaksiyonu riskini en aza indirmek için, aşırı duyarlılık olasılığı ortadan kaldırılamıyorsa, hatta diğer durumlar olası görünüyorsa (solunum hastalıkları, gribe benzer hastalık, gastroenterit, veya diğer ilaçlara reaksiyonlar) bile tedavi devamlı olarak kesilmelidir. Hatta alternatif ilaçların denenmesinde semptomlar gene meydana gelse bile abakavir içeren diğer ilaçlara tekrar başlanmamalıdır. Tedavi durdurulmuş ve tedavinin tekrar başlatılması düşünülüyorsa, hastanın aşırı duyarlılık semptomları olmadığından emin olmak için ilacı kesme nedeni tekrar değerlendirilmelidir. Eğer aşırı duyarlılık reaksiyon olasılığı ortadan kaldırılamıyorsa, ilaca tekrar başlanmamalıdır. Nadiren tek bir tipik aşırı duyarlılık semptomu (döküntü, ateş, keyifsizlik, yorgunluk, gastrointestinal veya bir solunum semptomu) meydana gelmesi nedeniyle ilacın kesildiği durumlarda abakavirin tekrar başlanmasını takiben aşırı duyarlılık reaksiyonları bildirilmiştir. Eğer bu hastalarda tedaviye tekrar başlanmasına karar verilirse bu, sadece doğrudan tıbbi gözetim altında uygulanmalıdır. Çok nadir olgularda önceden aşırı duyarlılık semptomu olmayan ve tedaviye yeniden başlanan hastalarda aşırı duyarlılık semptomları bildirilmiştir. Hastalar abakavire karşı yaşamı tehdit edici veya ölüme yol açabilecek aşırı duyarlılık reaksiyonu meydana gelme olasılığı olduğu hakkında bilgilendirilmelidir. Abakavire aşırı duyarlılığı olan hastalara asla abakavir içeren bir ilacı tekrar almamaları hatırlatılmalıdır. Hastalara ilacın ambalajındaki uyarı kartını daima ilaçla birlikte bulundurmaları hatırlatılmalıdır. HIV enfeksiyonu tedavisi sırasında ayrı ayrı veya kombine olarak abakavir, lamivudin ve zidovudin gibi nükleozid analoglarının kullanılması sonucunda, ölümcül vakaları da içeren, laktik asidoz, genellikle ciddi hepatomegali ve hepatomegali ile birlikte steatoz bildirilmiştir. Bu tip vakaların çoğu kadınlarda ortaya çıkmıştır. Hepatomegali, hepatit veya karaciğer hastalığı açısından bilinen risk faktörlerinden birinin bulunduğu herhangi bir hastaya nükleozid analogları verilirken dikkatli olunmalıdır. Laboratuvar tetkiklerinde laktik asidoz veya hepatotoksisite belirtilerinin bulunması durumunda tedavi ertelenmelidir. Zidovudin alan hastalarda anemi, nötropeni ve genellikle nötropeniye bağlı olarak gelişen lökopeni görülmesi beklenebilir. Bunlar yüksek zidovudin dozajlarında (1200-1500 mg/gün) ve tedavi öncesinde kemik iliği rezervi yetersiz olan, özellikle ilerlemiş HIV hastalığı bulunan hastalarda daha sık görülmüştür. Bu nedenle, hastalarda hematolojik parametreler dikkatle izlenmelidir. Bu hematolojik etkiler genellikle 4-6 haftalık tedaviden önce görülmez. İlerlemiş semptomatik HIV hastalığı bulunan hastalarda, tedavinin ilk üç ayında en azından iki haftada bir kez ve daha sonra en azından ayda bir kez kan testlerinin uygulanması genellikle önerilir. Erken evre HIV hastalığı bulunan hastalarda hematolojik yan etkiler nadirdir. Buna ek olarak, tedavi sırasında ciddi anemi veya kemik iliğinin baskılanması ortaya çıkarsa, veya önceden kemik iliği yetersizliği bulunan hastalarda, örn. hemoglobin <9 g/dl (5.59 mmol/l) veya nötrofil sayısı <1x10 milyar/l ise, zidovudin dozajının ayarlanması gerekebilir. Abakavir, lamivudin ve zidovudin ile tedavi edilen hastalarda nadiren pankreatit vakaları görülmüştür. Ancak, bu vakaların ilaç tedavisine mi yoksa altta yatan HIV hastalığına mı bağlı olduğu açık değildir. Eğer pankreatit düşündüren klinik belirtiler, semptomlar veya laboratuvar anormallikleri görülürse tedaviye derhal son verilmelidir. Klinik deney ve lamivudinin piyasadaki kullanımı, kronik hepatit B virüsü (HBV) hastalığı bulunan bazı hastalarda, lamivudinin bırakılmasından sonra yineleyen hepatite ait klinik ve laboratuvar bulgularının izlenebileceğini göstermiştir, bunun sonuçları karaciğer yetmezliği bulunan hastalarda daha ciddi olabilir. Aynı zamanda hepatit B virüsü ile enfekte olan hastalarda ilaç kullanımına son verilirse, hem karaciğer fonksiyonu testlerinin hem de HBV replikasyonu 'marker'larının periyodik olarak izlenmesi dikkate alınmalıdır. Antiretroviral ilaçlarla tedavi gören hastalarda da fırsatçı enfeksiyonlar ve HIV enfeksiyonunun diğer komplikasyonları gelişebilir. Hastalara antiretroviral tedavinin HIV hastalığının cinsel temas veya kan kontaminasyonu yoluyla başkalarına bulaşma riskini ortadan kaldırdığına dair kanıt bulunmadığı bildirilmelidir. Uygun önlemlerin alınmasına devam edilmelidir. Hastalar beraber alınan diğer tedaviler ile etkileşimleri hakkında uyarılmalıdırlar. Gebelik kategorisi C'dir. Gebelikteki güvenliliği hakkında yeterli bilgi yoktur. Gebelikte kullanımı ancak anneye olan yararları fetüsteki muhtemel risklerinden daha fazlaysa düşünülmelidir. HIV enfeksiyonu olan kadınların enfeksiyonu bulaştırmamak için hiç bir koşulda bebeklerini emzirmemesi önerilmektedir. Lamivudin ve zidovudinin ikisi de serumda bulunan konsantrasyonlarda anne sütüne geçer. Henüz doğrulanmamış olmasına karşın abakavirin de anne sütüne geçebileceği beklenebilir. Bu nedenle annelere bebeklerini emzirmemeleri önerilir.

 

Yan Etkileri:

HIV hastalığının tedavisinde kullanılan abakavir, lamivudin ve zidovudin için ayrı ayrı olarak ve birlikte kullanılmaları durumunda çeşitli advers etkiler bildirilmiştir. Klinik çalışmalarda abakavir alan deneklerin %4'ünde nadiren ölümcül olabilen aşırı duyarlılık reaksiyonu gelişmiştir. Abakavir etken maddesiyle ilgili bildirilen advers olaylar: Bulantı, kusma, diyare, pankreatit, başağrısı, sistemik semptomlar olmaksızın döküntü, eritem multiform, Stevens-Johnson sendromu, toksik epidermal nekroliz, ateş, letarji, yorgunluk, anoreksi. Lamivudin etken maddesiyle ilgili bildirilen advers olaylar: Bulantı, kusma, diyare, üst karın ağrısı , anemi, saf kırmızı hücre aplazisi, nötropeni, trombositopeni, karaciğer enzimlerinde geçici yükselme, serum amilazında yükselme, pankreatit, kas rahatsızlıkları, nadiren rabdomyolizis, artralji, başağrısı, periferal nöropati, parestezi, döküntü, alopesi, ateş, keyifsizlik, yorgunluk. Zidovudin etken maddesiyle ilgili bildirilen advers olaylar: Bulantı, kusma, anoreksi, diyare, karın ağrısı, oral mukoza pigmentasyonu, dispepsi, gaz , anemi, nötropeni, lökopeni, aplastik anemi, trombositopeni, pansitopeni (kemik iliği hipoplazisiyle birlikte), steatozis ile ciddi hepatomegali, bilirubin ve karaciğer enzim kan düzeylerinde yükselme gibi karaciğer rahatsızlıkları, pankreatit, laktik asidoz, miyalji, miyopati, başağrısı, uykusuzluk, parestezi, sersemlik, dalgınlık, mental berraklık kaybı, konvülziyonlar, anksiyete, depresyon, öksürük, dispne, döküntü, tırnak ve ciltte pigmentasyon, ürtiker, kaşıntı, terleme, keyifsizlik, ateş, sık idrara çıkma, tad alma bozukluğu, yaygın ağrı, üşüme, göğüs ağrısı, grip benzeri sendrom, jinekomasti, asteni. Abakavire ait advers olayların çoğu (bulantı, kusma, diyare, ateş, bitkinlik ve döküntü) abakavir aşırı duyarlılığının bir parçasıdır. Bu nedenle bu semptomlardan herhangi biri olan hastalar aşırı duyarlılık reaksiyonu gelişip gelişmediği dikkatle değerlendirilmelidir. Zidovudin ile hematolojik advers olaylar: Anemi (transfüzyon gerektirebilen), nötropeni ve lökopeni ve daha yüksek dozlarda (1200-1500 mg/gün) dozlarda aplastik anemi. Bunlar sıklıkla ilerlemiş HIV hastalığı bulunan hastalarda (özellikle tedavi öncesinde kemik iliği rezervi yetersizse) ve özellikle CD4 hücre sayıları 100/mm3'den daha az olan hastalarda ortaya çıkar. Dozajın azaltılması ve tedaviye son verilmesi gerekebilir. Nötropeni insidansı da zidovudin tedavisinin başlangıcında nötrofil sayıları, hemoglobin seviyeleri ve serum vitamin B12 seviyeleri düşük olan hastalarda daha yüksektir.

 

İlaç Etkileşimleri:

Klinik çalışmalar abakavir, lamivudin ve zidovudin arasında klinik olarak anlamlı etkileşimler bulunmadığını göstermiştir. Abakavir, lamivudin ve zidovudin içerdiğinden ayrı ayrı bu maddelerle görülen etkileşimler üçü ile birlikte de görülebilir. Abakavir ile etkileşmeler: Abakavir metabolizmasını birlikte alınan etanol değişime uğratır ve abakavirin EAA'sı yaklaşık %41 oranında artar. Bu bulgular klinik olarak anlamlı kabul edilmemektedir. Abakavirin etanol metabolizması üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Farmakokinetik bir çalışmada, günde iki kez 600 mg abakavirin ve metadonun birlikte uygulanması sonucunda abakavirin Cmaks'ında %35 azalma ve tmaks'ında 1 saat gecikme izlenmiş, fakat EAA değişmemiştir. Abakavir farmakokinetiğinde izlenen değişiklikler klinik olarak anlamlı kabul edilmemektedir. Bu çalışmada, abakavir metadonun sistemik klirensini %22 oranında artırmıştır. Bu değişiklik hastaların çoğunluğu için klinik olarak anlamlı kabul edilmemekle birlikte bazı durumlarda metadon dozunun yeniden titrasyonu gerekli olabilir. İzotretinoin gibi retinoid bileşenleri alkol dehidrojenaz yoluyla atılırlar. Abakavir ile etkileşim mümkündür, ancak araştırılmamıştır. Lamivudin ile etkileşmeler: Benzer olarak lamivudin ile görülen metabolik etkileşimlerinin de düşük olmasının nedeni, lamivudin metabolizmasının sınırlı olması ve plazma proteinlerine bağlanma oranının düşük olması ve hemen hemen tamamen böbrekten atılmasıdır. Başlıca atılım yolu renal olan diğer ilaçlarla birlikte verildiğinde etkileşme olasılığı düşünülmelidir. Trimetoprim /sülfametoksazol 160/800 mg (ko-trimoksazol) uygulaması sonucunda maruz kalınan lamivudin miktarı %40 artmaktadır, buna neden olan trimetoprim bileşenidir. Bununla birlikte, hastanın böbrek yetersizliği yoksa, lamivudin dozajının ayarlanması gerekmez. Zalsitabin ile birarada kullanıldığında lamivudin zalsitabinin hücre içi fosforilizasyonunu önleyebilir. Bu nedenle zalsitabinle kombinasyon şeklinde kullanılması önerilmez. Zidovudin ile ilgili etkileşimler: Zidovudin esas olarak hepatik konjügasyon ile aktif olmayan glukuronid metabolit şeklinde atılır. Esas olarak hepatik metabolizma ile, özellikle glukuronidasyon yoluyla vücuttan atılan tıbbi ürünler zidovudin metabolizmasını inhibe edebilirler. Lamivudin ile birlikte zidovudin uygulandığında, zidovudine maruz kalma %13 oranında, pik plazma seviyesi de %28 oranında artmıştır. Genel oran (EAA) anlamlı derecede değişmemiştir. Bu artış hastanın güvenliği ile ilgili olmadığından herhangi bir doz ayarlanmasına gerek yoktur. Fenitoin kan seviyeleri zidovudin alan bazı hastalarda düşük olarak bildirilmiş, fakat bir hastada yüksek olarak bulunmuştur. Fenitoin alan hastalarda fenitoin konsantrasyonlarının dikkatli biçimde izlenmesi gerekir. Sınırlı veriler probenesidin glukuronidasyonu azaltarak zidovudinin ortalama yarı-ömrünü ve plazma konsantrasyonu eğrisi altında kalan alanını artırdığını düşündürmektedir. Glukuronidin (ve muhtemelen zidovudinin) renal atılımı probenesidin varlığında azalmıştır. Nükleozid analogu olan ribavirin, in vitro olarak zidovudinin antiviral aktivitesini antagonize eder. Bu ilaçla birlikte kullanılmasından kaçınılmalıdır. Zidovudin ile birlikte rifampisin uygulamasının zidovudin EAA'sını %48+-%34 oranında azalttığına dair sınırlı veriler bulunmaktadır. Ancak, bunun klinik olarak anlamı bilinmemektedir. Zidovudin beraber kullanıldığında, stavudinin intraselüler fosforilasyonunu inhibe eder. Stavudinin ile kombine kullanılması önerilmez. Aspirin, kodein, morfin, metadon, indometazin, ketoprofen, naproksen, oksazepam, lorazepam, simetidin, klofibrat, dapson ve izoprinozinin de aralarında bulunduğu, ancak bunlarla sınırlı olmayan, diğer tıbbi ürünler glukuronidasyonun kompetitif inhibisyonu yoluyla veya hepatik mikrozomal metabolizmayı doğrudan inhibe ederek zidovudin metabolizmasını değiştirebilirler. Bu tür tıbbi ürünleri, özellikle uzun süreli tedavilerde, birlikte kullanmadan önce ilaç etkileşimleri ihtimali üzerinde dikkatle durulmalıdır. Zidovudin ile birlikte uygulanan, potansiyel olarak nefrotoksik olan veya kemik iliğini baskılayıcı tıbbi ürünlerle (örn. pentamidin, dapson, primetamin, ko-trimoksazol, amfoterisin, flusitozin, gansiklovir, interferon, vinkristin, vinblastin ve doksorubisin) yapılan tedaviler, özellikle akut tedaviler, zidovudine karşı advers etkilerin gelişme riskini artırabilmektedir. Birlikte bu tıbbi ürünlerden herhangi birinin uygulanması gerekiyorsa böbrek fonksiyonu ve hematolojik parametreler izlenerek tedbir alınmalı ve gerekirse bir ya da birden çok ajanın dozajı azaltılmalıdır. Bazı hastalarda fırsatçı enfeksiyonlar görülmeye devam edebileceğinden birlikte profilaktik antimikrobiyal tedavi düşünülmelidir. Ko-trimoksazol, aerosolize pentamidin, primetamin ve asiklovir bu profilaktif tedavi içinde sayılabilir. Klinik çalışmalardan alınan sınırlı veriler bu ilaçlarla birlikte zidovudin kullanıldığında advers etkilerin oranında önemli bir artış olmadığını göstermektedir.