1ilaç

MYLERAN Film Tablet

 GlaxoSmithKline (GSK)

 

Etken Madde(ler):

Busulfan 2 mg

 

Piyasa Şekilleri:

100 film tablet içeren renkli şişede.

 

Kullanım Şekli:

Myleran Film Tablet kronik granülositik löseminin kronik fazının palyatif tedavisinde endikedir. Özellikle belirgin trombositozu olan olgularda, polisitemi verada uzun süreli remisyon oluşturmada etkilidir. Bazı seçilmiş esansiyel trombositemi ve miyelofibrozis vakalarında da yararlı olabilir. Hastalarda yüksek doz busulfan ve siklofosfamid kombinasyonunun mevcut en iyi seçenek olduğu düşünüldüğü durumlarda, hematopoyetik projenitor hücre transplantasyonunda hazırlayıcı tedavi olarak endikedir. Kronik Granülositik Lösemide erişkinlerde indüksiyon: Tedavi, hastalık teşhis edilir edilmez başlatılır. Doz, günde 0.06 mg/kg'dır. Başlangıçta maksimum günlük doz 4 mg'dır ve tek bir doz olarak verilebilir. İndüksiyon fazı sırasında kan sayımı haftada en az bir kere yapılmalı ve dikkatle izlenmelidir. Doz, ancak üç hafta sonraki cevap yetersizse yükseltilmelidir. Myleran uygulaması, toplam lökosit sayısı 15-25x109/l arasına düştüğü zamana kadar (tipik olarak 12-20 hafta) devam ettirilmelidir. İdame tedavisi: İndüksiyondan sonra ek Myleran tedavisi genellikle, lökosit sayısı 50x109/l'ye çıktığında veya semptomlar nüksettiğinde tekrar uygulanır. Alışılagelen idame dozu 0.5-2 mg/gün'dür, fakat hastanın bireysel gereksinimi çok daha düşük olabilir. Amaç, lökosit sayısını 10-15x109/l'de tutmaktır. Kronik granülositik lösemi pediyatri yaş grubunda nadiren görülür. Myleran Film Tablet, Philadelphia kromozomu pozitif (Ph pozitif) hastalarda kullanılabilir. Polisitemi vera: Günlük doz genellikle 4-6 mg'dır ve 4-6 hafta devam eder. Rölaps görüldüğü taktirde ilave tedavi devreleri uygulanabilir veya indüksiyon dozunun yaklaşık yarısı kullanılarak idame tedavisi uygulanabilir. Öncelikle veneseksiyonla kontrol altına alınmışsa, trombosit sayısının kontrol altında tutulması için kısa sürelerle Myleran kürü uygulanabilir. Miyelofibroz Başlangıç dozu günde 2-4 mg'dır. Kemik iliğinin duyarlı olması nedeniyle hematolojik kontrollerin çok dikkatli yapılmalıdır. Esansiyel trombositemi: Başlangıç dozu günde 2-4 mg'dır. Toplam lökosit saysı 5x10 9/l'nin altına veya trombosit sayısı 500x10 9 /l'nin altına düşerse tedavi durdurulmalıdır.

 

 

Endikasyonları:

Kronik miyelojen löseminin palyatif tedavisinde endikedir. Tamamen tedavi edici etkisinin olmamasına rağmen, total granülosit kitlenin azalmasında, hastalık semptomlarının hafifletilmesinde ve hastanın klinik durumunun geliştirilmesinde etkilidir.

 

Kontrendikasyonları:

Busulfana dirençli olduğu bilinen hastalarda kullanılmamalıdır. Daha önce ilaca karşı aşırı duyarlılık reaksiyonu göstermiş hastalara verilmemelidir. KLL, akut lösemi ve KML'nin blastik krizinde etkili değildir.

 

Uyarılar:

Busulfan, sadece bu tür ilaçları uygulama deneyimi olan hekimler tarafından kullanılması gereken aktif bir sitotoksik ajandır. Busulfan, bronkopulmoner displeniye neden olabilir. Diğer ajanlarda selüler displazi olabilir. Kromozom abarasyonlar oluşabilir. Diğer kemoterapotiklerle beraber nadiren venooklüzif hastalıklar olabilir. Hastada akciğer toksisitesi gelişirse busulfan tedavisi kesilmelidir. Busulfan genel olarak, radyoterapiyle birlikte veya hemen radyoterapi sonrasında verilmemelidir. Pulmoner toksisite olasılığı olan hastalara anestezi gerekiyorsa, hastaya verilen oksijen konsantrasyonu emniyetle en düşük oranda korunmalı ve postoperatif respiratuvar bakımda dikkatli olmalıdır. Kronik granülositik lösemili hastalarda hiperürisemi ve/veya hiperürikosüri yaygındır ve busulfan tedavisine başlamadan önce bunlar düzeltilmelidir. Tedavi sırasında, hiperürisemi ve ürik asit nefropatisi riski yeterli hidrasyon ve allopurinol kullanımı dahil uygun profilaksiyle önlenmelidir. İlacın karsinojenik potansiyeli göz önünde tutularak polisitemi vera ve esansiyel trombositemi tedavisi için busulfan verilmesi çok dikkatle değerlendirilmelidir. Aşırı miyelosupresyon olasılığını ve irreversibl kemik iliği aplazisi riskini önlemek için tedavi boyunca kan sayımlarının kontroluna çok dikkat edilmelidir. Otolog veya alojenik kemik iliği transplantasyonu öncesinde ilik-çizgi ablasyonu hazırlık rejiminin bir bölümünü teşkil etmek üzere yüksek dozda busulfan kullanılabilir ve bunun, tüm vücut radyasyonuna bir alternatif oluşturduğu gözlenmektedir. Yüksek dozda busulfana atfedilebilir generalize sara nöbeti olguları bildirilmiştir. Toplam vücut radyasyonu beraberinde veya radyasyon uygulanmadan siklofosfamidle kombinasyon halinde busulfan kullanımı sonrasında yaşamı tehdit edici ve bazen de öldürücü karaciğer veno-oklüzif hastalığı görüldüğü bildirilmiştir. Bu tedavinin araştırma niteliğinde olduğu, içerdiği tehlikeler ve gereken destekleyici bakım düzeyi göz önünde bulundurularak kemik iliği transplantasyonu, sadece uygun tesisleri olan uzmanlık merkezlerinde ve sadece tecrübeli klinisyenler tarafından uygulanmalıdır. Busulfanın çeşitli deneylerde mutajenik ve karsinojenik olduğu gösterilmiştir. Hayvan çalışmalarında teratojenik ve insanlarda potansiyel teratojeniktir. Mutlak olarak busulfana atfedilmese de birkaç konjenital anomali olgusu bildirilmiştir ve gebelikte üçüncü üç aylık dönemde maruz kalmayla intraüterin büyüme geriliği arasında ilişki görülmüştür. Bununla beraber ilk üç aylık dönemde in utero busulfana maruz kalma sonrasında dahi görünürde normal birçok çocuğun doğmuş olduğu bildirilmiştir. Menopoz öncesi hastalarda menopoz semptomlarıyla birlikte oversupresyonu ve amenore meydana gelmesi sık görülmüştür. Adölesan dönemi öncesi bir kız çocuğunda busulfan tedavisi overde fonksiyon yetmezliği nedeniyle puberte başlangıcını engellemiştir. Busulfan, deney hayvanlarında spermatogenezi engeller. Erkek hastalarda sterilite, azospermi ve testiküler atrofi yaptığına ilişkin klinik raporlar vardır. Tüm sitotoksik kemoterapi uygulamalarında olduğu gibi eşlerden herhangi birine busulfan verildiğinde yeterli kontraseptif önlemler uygulanmalıdır. Gebelik sırasında özellikle ilk üç aylık dönemde busulfan kullanımından mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Her olguda, ilacın anneye potansiyel yararıyla fetüse olası riski tartılmalıdır. Busulfanın veya metabolitlerinin insan sütüyle atılıp atılmadığı bilinmemektedir. Busulfan alan anneler emzirmemelidir.

 

Yan Etkileri:

Busulfanın en yaygın yan etkisi kemik iliği depresyonu, özellikle de trombositopenidir. Gastrointestinal etkiler: Normal terapötik dozlarda nadiren mide bulantısı, kusma ve diyare gibi gastrointestinal etkiler kaydedilmiştir. Günlük tedavinin bölünmüş dozlar halinde uygulanmasıyla kontrol altına alınabilir. Pulmoner etkiler: Genellikle birkaç yılı aşan uzun süreli tedavilerden sonra nadiren, ilerleyen dispne ve inatçı kuru öksürükle birlikte diffüz interstisyel pulmoner fibroz görülmüştür. Histolojik özellikleri arasında büyük hiperkromatik çekirdekleri olan dev hücrelerin varlığı ve alveolar ve bronşiyoler epitelyumda atipik değişiklikler bulunur. Bir kez pulmoner toksisite yerleşirse busulfanın kesilmesine rağmen prognoz iyi değildir ve kortikosteroidlerin yararlı olduğuna dair çok az bilgi mevcuttur. Başlangıç genellikle gizlidir, fakat akut da olabilir. Akciğer patolojisi süperempoze enfeksiyonlarla komplike olabilir. Pulmoner ossifikasyon ve distrofik kalsifikasyon görüldüğü de bildirilmiştir. Busulfanın neden olduğu subklinik akciğer toksisitesine ilave etkileri olabilir. Dermatolojik etkiler: En yaygın deri reaksiyonu hiperpigmentasyondur. Özellikle esmer tenlilerde olmak üzere hastaların %5-10'unda görülür. Özellikle boyun, üst gövde, meme uçları, karın ve avuç içi kıvrımlarında belirgindir. Diğer nadir cilt reaksiyonları arasında ürtiker, eritema multiforme, eritema nodosum alopesi, porphyria cutanea tarda, allopurinol tipi bir döküntü, cildin tam anhidrozla aşırı kuruması ve duyarlılığı, oral mukoz membranların kuruması, dudak çatlaması bulunur. Hepatik etkiler: Kolestatik sarılık ve karaciğer fonksiyonu anormallikleriyle ilgili bazı raporlar bulunmakla beraber normal terapötik dozlarda busulfanın genellikle belirgin derecede hepatotoksik olmadığı düşünülür. Bununla beraber, kronik granülositik lösemi için en az iki yıl süreyle düşük dozda busulfanla tedavi edilen hastaların postmortem retrospektif raporlarında sentrilobuler sinüzoidal fibroz görüldüğü bildirilmiştir. Yüksek dozda busulfan tedavisinden sonra hiperbilüribinemi, sarılık, hepatik veno-oklüzif hastalık ve hepatoselüler atrofi ve nekroz beraberinde sentrilobüler sinüzoidal fibroz gözlenmiştir. Oftalmik etkiler: Busulfan tedavisi sırasında bazen bilateral de olabilen katarakt ve lens değişiklikleri görüldüğü bildirilmiştir. Öncesinde yüksek dozda busulfan tedavisi uygulanan kemik iliği transplantasyonu sonrasında kornea incelmesi bildirilmiştir. Diğer etkiler: Yüksek dozda busulfan verilmiş erişkinlerde konvülsiyonlar gözlenmiştir. Busulfanın yan etkisi olarak myasthenia gravis, hemorajik sistit ve jinekomastinin de görüldüğü bildirilmiştir. Busulfanla tedavi edilen hastalarda uterin, servikal, bronşiyal ve diğer epitelleri etkileyen yaygın displazi dahil birçok histolojik ve sitolojik değişiklikler gözlenmiştir. Bu raporların çoğu uzun süreli kullanımla ilgiliyse de yüksek dozda kısa süreli kullanım sonrasında da geçici epitelyal anormallikler gözlenmiştir.

 

İlaç Etkileşimleri:

Busulfan ve tioguanin kombinasyonu, nodüler rejeneratif hiperplazi, portal hipertansiyon ve özofagus varislerine neden olmuştur. Pulmoner toksisiteye neden olan diğer sitotoksiklerin aditif etkisi olabilir.