DELİX Plus Tablet

AVENTİS FARMA 

Etken Madde(ler):

Ramipril, Hidroklorotiyazid

Piyasa Şekilleri:

2.5 mg, 12.5 mg: 28 tablet, 5 mg, 25 mg: 28 tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:

Önerilen başlangıç dozu günde bir kez alınan 2.5 mg'dır. Alınan cevaba göre doz 2-3 haftalık aralıklarla yükseltilebilir. İzin verilebilen maksimum günlük doz 4 Delix 2.5 Plus ve 2 Delix 5 Plus tablettir. Genellikle tek bir doz olarak sabahleyin uygulanacak günlük doz önerilir. Önceden diüretik tedavisi görmüş hastalarda Delix Plus tedavisine başlanmadan 2-3 gün önce mümkünse diüretik ilaç kesilmeli (diüretik ilacın etki süresine bağlı olarak) veya en azından diüretik dozu azaltılmalıdır. İlaç kesilmesi mümkün değilse tedavinin bir serbest kombinasyonda mümkün olan en az ramipril dozuyla başlatılmalıdır. Kreatinin klirensi değerleri (vücut yüzey alanı başına 1.73 m2) dakikada 20-50 ml arasında bulunan böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda tedaviye günde 1 defa 1.25 mg ramipril ile başlanır. Derece derece ramipril dozu artırıldıktan sonra, kombinasyon tedavisine günde 1 Delix 2.5 Plus tablet ile başlanır. Böyle vakalarda uygulanacak en yüksek günlük doz günde 1 defa 5 mg’dır.

Endikasyonları:

Kombinasyon preparatlı tedavinin endike olduğu esansiyel hipertansiyonda kullanılır.

Kontrendikasyonları:

Ramipril, hidroklorotiyazid, diğer tiyazid diüretikleri, sülfonamidler veya yardımcı maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarlılık gösterenlerde, anjiyonörotik ödem geçmişi olan hastalarda, kreatinin klirensinin 30 ml/dakikanın altındaki şiddetli böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda ve diyalizdeki hastalarda, renal arterin hemodinamik etkili stenozu, bilateral renal arter stenozu veya tek bir böbrekte arter darlığı olan kişilerde, sol ventrikül kan akımında hemodinamik olarak önemli derecede güçlük olan hastalarda (örn. aort veya mitral kapak darlığı gibi), tedaviye takiben kötüleşebilecek belirgin vücut elektrolit içeriği bozukluğu olan hastalarda, şiddetli karaciğer fonksiyon bozukluğu olan hastalarda (sıvı ve tuz dengesizliği riski), gebelik sırasında, emziren annelerde kullanılmamalıdır. ADE inhibitörü tedavisindeki hastalarda, diyaliz yapılması gerektiğinde bazı yüksek-akım membranlarıyla (örn. poliakrilonitril zarlar) kullanılırsa diyalizde şoka kadar gidebilen, hayatı tehdit eden, hızlı başlangıçlı ve alerji benzeri (anafilaktoid) reaksiyonlar bildirilmiştir. Ramipril ve bu tip membranların bir arada kullanılmasından (ör. acil diyaliz durumunda veya hemofiltrasyon için) başka membranlar kullanarak veya ADE inhibitörsüz bir tedaviye geçerek kaçınılmalıdır. Benzer reaksiyonlar, dekstran sülfat ile yapılan düşük dansiteli lipoprotein aferezisi sırasında da gözlendiğinden, bu yöntem ADE inhibitörleri ile tedavi edilen hastalarda kullanılmamalıdır.

Uyarılar:

Tedaviye başlanmadan önce dehidratasyon, hipovolemi veya tuz eksikliğinin giderilmesi önerilir. Ağır ve özellikle malign hipertansiyonlu hastalar, hipertansiyonla birlikte kalp yetmezliği olan hastalarda, sıvı veya tuz eksikliği olan veya ortaya çıkma ihtimali olan hastalar, önceden diüretik ilaçlarla tedavi görmüş hastalar, hemodinamikle ilişkili renal arter stenozu olan hastalar kan basıncında istenmeyen bir düşüş ve bunu takiben böbrek fonksiyon bozukluğu ihtimali daha fazla olduğu için tedavi sırasında izlenmelidir. Kan basıncındaki ani ve şiddetli düşüşü tayin etmek ve gerekirse önlem alabilmek için ilk dozdan sonra ve daha sonra her doz yükseltilmesinde kan basıncında ani düşüş olmayana kadar kan basıncı ölçümü tekrar edilmelidir. Böbrek fonksiyonları özellikle tedavinin ilk haftalarında kontrol edilmelidir. Vasküler böbrek hastalığı, önceden mevcut böbrek fonksiyon bozukluğu olan ve böbrek transplantasyonu yapılan hastalarda dikkatli kontrol gereklidir. Tedavi sırasında serumdaki sodyum, potasyum, kalsiyum, ürik asit ve kan glikozu düzenli olarak izlenmelidir. Serum potasyum miktarı düzenli olarak ölçülmelidir. Böbrek fonksiyonu bozulmuş olan hastaların serum potasyum miktarı daha sık izlenmeli; aynı zamanda potasyum tutucu diüretiklerle (örn. spironolakton) ya da potasyum tuzları ile tedavi edilen hastalar ise çok sık kontrol edilmelidir. Lökopeni olup olmadığını gözlemek için lökosit sayılarının düzenli olarak takip edilmesi önerilir. Lökopeni kaynaklı immun yetmezlik belirtileri trombopeniye bağlı kanama eğiliminin gözlenmesi durumunda da kan tablosu kontrol edilmelidir. Yüz bölgesinde şişme, dilde kabarma veya yutma, nefes alma güçlüğü durumunda anjiyonörotik ödem ihtimali düşünülmelidir. Hasta bu gibi durumlarda derhal doktora başvurmalı ve bir sonraki ramipril dozunu almamalıdır. Ramipril’in çocuklarda, güvenliğine ve etkisine dair yeterli bilgi mevcut değildir.

Yan Etkileri:

Bilhassa tedavi başlangıcında -bazen konsantrasyon bozukluklarıyla birlikte seyreden sersemlik ve reaksiyonlarda zayıflama, halsizlik, zayıflık ve baş dönmesi gibi semptomlar vazodilatasyon veya yüksek kan basıncının istenen değere inmesinin sonucu olarak oluşabilir. Kan basıncındaki aşırı düşmeyi taşikardi, palpitasyon, bozulmuş ortostatik düzen, denge bozuklukları, bulantı, terleme, kulak çınlaması, işitme bozukluğu, görme güçlüğü, baş ağrısı, anksiyete, sersemlik ve aşırı uyku hali gibi diğer semptomlar izleyebilir. Daha sonra geçici olarak senkop oluşabilir. Çok nadiren, kardiyak aritmiler oluşabilir ve örneğin kan basıncında aşırı düşüş ve elektrolit denge bozuklukları buna neden olabilir. Ramipril ilk dozu alındıktan veya daha sonraki bir dönemde doz yükseltildikten sonra kan basıncında arzu edilmeyen bir düşüş olabilir. Bazen ilerleyerek hayati tehlikesi olan şoka sebep olabilen kan basıncındaki belirgin düşüş daha çok; ağır ve özellikle malign hipertansiyonlu hastalarda, özellikle hipertansiyonla beraber ağır kalp yetmezliği olanlarda, önceden diüretik tedavisi görmüş olanlarda, sıvı ve tuz kaybı olanlarda, hemodinamiğe etkili renal arter stenozu olanlarda görülebilir. Vasküler stenoza bağlı perfüzyon bozuklukları ramipril tedavisi sırasında şiddetlenebilir. Kan basıncındaki ileri derecede bir düşüşün sonucu olarak, esasen koroner kalp hastalığı olan veya beyni besleyen damarların akım yavaşlatıcı daralması sözkonusu olan hastalarda kalp kasında veya beyinde hayatı tehdit eder derecede iskemi oluşabilir. Ramipril tedavisi sırasında, böbrek fonksiyonunda bozulma olabilir, bazı durumlarda akut böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Bu durum özellikle; renovasküler hastalığı olan hastalarda, böbrek transplantasyonu yapılan hastalarda, özellikle kalp yetmezliğinin eşlik ettiği hastalarda, kan basıncında daha belirgin bir düşmeyle birlikte olur. İzole vakalarda, hidroklorotiyazidle tedavi sırasında intertisyel nefrit gelişebilir. Böbrek fonksiyon bozukluğu belirtileri olarak, serumdaki kreatinin ve serumdaki üre artabilir. Önceden var olan proteinüri ağırlaşabilir. Bununla beraber, diyabetik nefropatili hastalarda renal protein salınımı da azalabilir. Özellikle kısıtlı tuz alımıyla birlikte, serumdaki sodyum konsantrasyonunda bir düşmeye neden olabilir. Hidroklorotiyazid hiperkalsemi kadar hipokloremi, hipomagnezemi gelişimine neden olur. Metabolik alkaloz gelişimine veya şiddetlenmesine yardım eder. Serumdaki potasyum konsantrasyonunda bir artışa, buna karşılık hidroklorotiyazid potasyum konsantrasyonunda bir düşmeye neden olur. Bu nedenle, tedavi sırasında serum potasyum konsantrasyonunda hem artış, hemde azalma görülebilir. Serum potasyum konsantrasyonundaki artışa özellikle böbrek fonksiyon bozukluğu olanlarda veya potasyum tutucu diüretikler ve potasyum tuzları birlikte verildiğinde rastlanır. Elektrolit dengesindeki bozukluğun genel belirtileri yorgunluk, baş ağrısı, uyuşukluk, uykulu hal, konvüzyon, apati, kas krampları, tetani, kas zayıflığı, gastrointestinal bozukluk ve aşırı susamadır. Özellikle tedavi başlangıcında sıvı atılımında geçici artış olabilir. Bu hidroklorotiyazidin diüretik etkisinin ve kardiyak rekompansasyonun işareti olabilir. Sıvı atılımının artması halinde özellikle yaşlı hastalarda hemokonsantrasyon veya özellikle şiddetli vakalarda tromboz görülebilir. Çok nadir bazı durumlarda tedavi sırasında anjiyonörotik ödeme rastlanmıştır ve bu da derhal tedavinin kesilmesini gerektirir. Anjiyonörotik ödem el ve ayaklarda, yüz, dil, boğaz veya larenks bölgesinde şişkinlikle kendini belli eder. Daha hafif non-anjiyonörotik ödemin ortaya çıkması da mümkündür, örn. ayak bileğinde. Ayrıca; derinin ısı hissiyle beraber kızarması, konjunktivit, kaşınma, ürtiker; nadir olarak makulopapüler ve likenoid ekzantem ve enantem reaksiyonları, eritema multiforme, alopesi ışığa karşı cilt duyarlığı ve azalan veya kuvvetlenen Raynaud fenomeni gibi deri ve mukoza reaksiyonları oluşabilir. Diğer ADE inhibitörleriyle, sedef hastalığı veya pemfigus ekzantemi ve enantemi ve onikoliz görülmüştür. Hidroklorotiyazide karşı hayati tehlike yaratabilen anafilaktik reaksiyonlar mümkündür. Kaşıntılı ürtiker durumunda, derhal bir doktora başvurulmalıdır. Anaflaktik ve anaflaktoid reaksiyonların görülme ihtimali ve ciddiyeti ADE inhibitörlerinin etkisi ile artabilir. Desensitizasyon uygulanırken bunun gözönünde bulundurulması gerekir. Muhtemelen ADE inhibisyonuna bağlı olarak, sık sık gıcık yapan kuru bir öksürük olur. Bu, genellikle geceleri ve hasta yatarken daha kötüleşmektedir. Daha sık olarak kadınlarda ve sigara içmeyen kişilerde görülmektedir. Bazı durumlarda başka bir ADE inhibitörüne geçilmesi iyi sonuç verebilir. Ancak, hasta öksürük nedeniyle ADE inhibitör tedavisini tamamen bırakmak zorunda kalabilir. Muhtemelen ADE inhibisyonuna bağlı olarak, rinit, sinüzit, bronşit ve özellikle kuru öksürüklü hastalarda bronkospazm ortaya çıkabilir. Hidroklorotiyazid uygulanması tahminen alerjik reaksiyona bağlı olarak pnömoniye ve akciğer ödemine neden olabilir. Dispne ortaya çıkar veya ağırlaşırsa derhal doktora başvurulmalıdır. Ağızda kuruluk, oral mukoza irritasyonu veya enflamasyonu, sindirim bozuklukları, konstipasyon, diyare, bulantı ve kusma, gastritteki gibi karın ağrısı, üst abdominal rahatsızlık (bazen yüksek pankreatik enzim düzeyleriyle birlikte), pankreatit, karaciğer enzimlerinde ve/veya serum bilirubininde yükselme, kolestatik sarılık (safra pigment salgısının azalmasına bağlı sarılık), karaciğer fonksiyon bozukluğunun diğer formları ve hepatit gibi sindirim sistemi reaksiyonları gelişebilir. Eritrosit sayısı ve hemoglobin içeriğinde, trombosit ve lökosit sayısında (nötropeni gibi görünen) hafiften ağıra değişen azalmalar, agranülositoz, kemik iliği depresyonu ve pansitopeni görülmüştür. Hayatı tehdit edici olabilecek kan tablosundaki bu tip değişmeler, daha çok böbrek fonksiyon bozukluğu ve eşlik eden kollajen hastalığı olan veya kan tablosunda değişikliğe neden olabilen diğer ilaçlarla tedavi edilen hastalarda görülür. Diğer advers reaksiyonlar: Denge bozuklukları, görme bozuklukları, baş ağrısı, sinirlilik, huzursuzluk, tremor, uyku bozuklukları, konvüzyon, iştah azalması, bastırılmış duygulanım, anksiyete hissi, parestezi, tat alma bozukluğu (örn. madeni tat), tat almada azalma ve hatta kaybolma, kas krampları ve -aşırı düşük kan basıncında genellikle olabildiği gibi- erektil impotans ve libido azalması görülebilir. Vaskülit, miyalji, artralji, ateş ve eozinofilide oluşabilir. Ayrıca diğer ADE inhibitörleriyle yüksek değerlerde antinükleer antikorlar görülmüştür. Hidroklorotiyazid uygulanmasıyla zaman içinde, lupus eritamatozus gelişimi tarif edilmiştir. Hidroklorotiyazidle tedavi sırasında, ürik asidin artan serum konsantrasyonları oluşabilir. Özellikle ürik asit düzeyleri yükselmiş hastalarda  gut ataklarına neden olabilir. Hidroklorotiyazid glikoza toleransı azaltabilir. Diabetus mellituslu hastalarda metabolik kontrolün bozulmasına neden olabilir. Hidroklorotiyazid serumdaki kolesterol ve trigliseridde artışa neden olabilir. Kan basıncının düşmesi hastanın konsantrasyonunu, hareketini güçleştirebilir. Bu durum daha çok tedavinin başında veya alkolle alındığı zaman söz konusudur.

İlaç Etkileşimleri:

Antihipertansif ajanlar (örn. diüretikler) veya antihipertansif etkili diğer ilaçlar (örn. nitratlar, trisiklik antidepresanlar, anestezikler) birlikte kullanıldığında antihipertansif etkinin potansiyalize olma ihtimali gözönünde bulundurulmalıdır. Diyetle yüksek miktarda tuz alımı antihipertansif etkisini azaltabilir. Asetilsalisilik asit ve indometazin gibi nonsteroid antienflamatuvar ilaçları kullanan hastalarda kan basıncını düşürücü etkinin azalması ve akut böbrek yetmezliği gelişimi tıpkı diğer ADE inhibitörlerinde olduğu gibi gözönünde tutulmalıdır. Pressör aminlerin etkisinde azalma olabilir. Kortikosteroidler, karbenoksolon, büyük miktarda meyan kökü, laksatifler ve diğer kaliüretik ajanlar hipokalemi gelişimini artırır. Potasyum tuzları, potasyum tutucu diüretikler veya heparin ile birlikte verildiğinde serumdaki potasyum konsantrasyonunda bir artış olabileceği düşünülmelidir. Digitalis preparatları ile elektrolit konsantrasyonundaki değişmelerin sonucu olarak digitalis toksisitesinde artış olabilir. Allopurinol, immünsüpressif ilaçlar, kortikosteroidler, prokainamid, sitostatikler ve kan tablosunu değiştirebilen diğer ilaçlar kan tablosu değişikliği olasılığını artırırlar. Antidiyabetik ajanlarla birlikte kullanıldığında (örn. insülin ve sülfonilüre deriveleri) yüksek kan şekerindeki düşme ihtimali dikkate alınmalıdır. Enteral uygulanmış iyon değiştiriciler, kolestramin; hidroklorotiyazid absorbsiyonunda azalmaya neden olabilir. Kürar tipi kas gevşeticilerin kas gevşetici etkisi kuvvetlenir ve daha uzun süreli etkisi olur. Ramipril alkolün etkisini artırabilir. Hidroklorotiyazid böbrek kalsiyum reabsorpsiyonunu stimüle eder ve hiperkalsemiye neden olabilir. Bu paratiroid fonksiyon testlerini yaparken düşünülmelidir.