AZATHIOPRINE Tablet  

ATAFARM 

Etken Madde(ler):

Azatioprin 50 mg

Piyasa Şekilleri:

100 tablet içeren ambalajlarda.

Kullanım Şekli:

Transplantasyon olgularında 5 mg/kg'lık hücum dozundan sonra, günde 1-3 mg/kg'lık idame dozu uygulanır. Kronik hepatit ve romatolojide günde 1 mg/kg verilir.

Endikasyonları:

Tek başına ya da daha sık olarak, bağışıklık cevabını etkileyen diğer maddeler (genellikle kortikosteroidler) ve yöntemlerle birlikte uygulanan bir immünsupresan antimetabolittir. Terapötik etkisi ancak haftalar ya da aylar sonra görülebilir ve steroidden tasarruf ettirici bir etki de yapabilir. Böylece yüksek dozlarda ve uzun süreli kortikosteroid kullanımında görülen toksisiteyi de azaltır. Azatioprin, kortikosteroidlerle ve/veya diğer immünsupresif madde ve yöntemlerle birlikte, organ nakli yapılan hastalarda endikedir. Azatioprin, tek başına ya da genellikle kortikosteroidler ve/veya diğer yöntemlerle birlikte, aşağıda sayılan hastalıkları olan hastaların bir kısmında, kortikosteroid tedavisinin kesilmesi veya dozunun azaltılması dahil çeşitli klinik yararlar göstermiştir: Ciddi romatoid artrit, sistemik lupus erythematosus, dermatomiyosit/polimiyosit, otoimmün kronik aktif hepatit, pemfigus vulgaris, poliarteritis, otoimmün hemolitik anemi, kronik refrakter idiyopatik trombositopenik purpura.

Kontrendikasyonları:

Azatioprine karşı aşırı duyarlı oldukları bilinen hastalarda kontrendikedir. Hastada 6-merkaptopürine (6-MP) karşı aşırı duyarlılık varsa, azatioprine karşı da olası aşırı duyarlılık bulunabilir. Gebe olduğu bilinen hastalarda azatioprin tedavisine başlanmamalıdır.

Uyarılar:

Azatioprin, tedavi sırasında hastada görülebilecek toksik etkiler gerektiği gibi izlenebilecekse kullanılmalıdır. Tedavinin ilk 8 haftası içinde, trombosit sayımı dahil tam kan sayımlarının haftada bir, ya da yüksek doz kullanıldığı veya hastada ciddi renal ve/veya hepatik bozukluk bulunduğu takdirde daha sık yapılması gerekir. Kan sayımı sıklığı tedavinin ilerleyen safhalarında azaltılabilir, fakat tam kan sayımlarına en fazla üçer ay arayla devam edilmesi önerilir. Azatioprin alan hastalara, herhangi bir enfeksiyon belirtisini, beklenmedik çürükleri veya kanamayı ya da diğer kemik iliği depresyonu belirtilerini hemen bildirmeleri gerektiği söylenmelidir. Azatioprin veya 6-merkaptopürin plazma düzeyleriyle terapötik etki ya da toksisite arasında ilişki kurmak imkansızdır. 6-tioinosinik asidin ksantin oksidazla 6-tioürik aside dönüşümü, hepatik ve/veya renal fonksiyonun normal olmasına bağımlı değildir. Ancak, yine de uygulanan dozların normal dozların alt sınırında olması ve hematolojik cevabın dikkatle izlenmesi önerilir. Karaciğer işlev bozukluklarının tedavisinde kullanılan idame dozu önerilen dozların alt sınırındadır. Azatioprinin etkisinden bağımsız olarak meydana gelebilecek kromozom anomalileri hem erkek, hem de kadın transplant alıcılarında görülmüştür. Transplant alıcılarının çocuklarında zamanla kaybolan kromozom anomalileri gösterilmiştir. Çok nadir olgular haricinde, bu çocuklarda belirgin herhangi bir fiziksel anomali görülmemiştir. Gebe sıçan, fare veya tavşanlarda organogenez dönemi içinde 5-15 mg/kg vücut ağırlığı/gün dozunda azatioprinle yapılan araştırmalar, çeşitli düzeylerde fetal anomaliler göstermiştir. Teratojenisite, tavşanlarda 10 mg/kg vücut ağırlığı/gün dozunda görülmüştür. İnsanlardaki epidemiyolojik kanıtlar, anneleri transplant alıcısı olan çocuklarda konjenital anomali oluşma sıklığının genel nüfusta görülen sıklığa benzer olduğunu göstermektedir. Terapötik dozlarda azatioprinin tek başına, insanda onkojenik olduğuna dair açık bir delil yoktur, ancak bu konu henüz çozümlenmemiştir. İmmünsupresyon uygulanan hastalar, atipik lenfomata gelişmesi bakımından genel popülasyondan daha fazla risk altındadırlar. Bazı coğrafi bölgelerde, renal transplant alıcıları cilt kanserine yakalanma bakımından, diğer bölgelere göre daha fazla bir risk altındadırlar. Azatioprinin gebelik sırasında verilmesine ya da azatioprin tedavisinin kesilmesine veya gebeliğin sonlandırılmasına ilişkin kararlar, tedavi koşullarına bağlıdır. Bu amaçla, annenin sağlığıyla fetusa olası risklerin karşılaştırılarak değerlendirilmesi gerekir. Genel bir kural olarak gebe olduğu bilinen hastalarda tedaviye başlanmamalıdır. Azatioprin ve/veya metabolitleri, fetus kanında ve amniyotik sıvıda düşük konsantrasyonlarda saptanmıştır. Klinik olarak belirgin olmayan neonatal lökopeni ve/veya trombositopeni olasılığı, 32 haftalık gebelikte, maternal lökosit sayısının litrede 8.6x10 milyar'a eşit ya da altında olması halinde, anneye uygulanan azatioprinin dozunun azaltılmasıyla önlenebilir görünmektedir. Tedavi gören annelerin sütünde azatioprin ve/veya metabolitleri görülmemiştir. Ancak hastalar, azatioprinin gebelik ve emzirme dönemlerinde muhtemel riskleri konusunda uyarılmalıdır. Kronik progresif renal yetersizliğin azatioprinin de kullanıldığı renal transplantasyonla tedavi edilmesine hem erkek, hem de kadın transplant alıcılarında fertilite artışı eşlik etmiştir.

Yan Etkileri:

Zaman zaman idiyosinkratik hipersensitivite niteliğinde görülen çeşitli farklı klinik sendromlar tanımlanmıştır. Bu sendromlar arasında genel halsizlik, baş dönmesi, kusma, ateş, titreme, kas ağrıları, artralji, karaciğer fonksiyon bozukluğu, kolestatik sarılık, pankreatit, kardiyak aritmiler ve hipotansiyon sayılabilir. Pek çok olguda, araştırmalar azatioprinle bir bağlantı olduğunu kanıtlamıştır. İmidazol yan zincirinin hipersensitivite, 6-merkaptopürin molekülünün ise kolestaza yol açtığı öne sürülmüştür. Bu olguların büyük çoğunluğunda, azatioprin tedavisine hemen son verilmesi ve dolaşım destekleyici önlemlerin alınması iyileşme sağlamıştır. Çok nadir olarak bildirilen ölüm olguları mevcut başka önemli bir patolojiye bağlanmıştır. Bu tip herhangi bir klinik sendrom görüldüğünde azatioprin tedavisinin tamamen kesilmesi gerekir. Azatioprinin terapötik kullanımı, ortalama eritrosit hacmi (MCV) ve eritrosit hemoglubin içeriğinde, doza bağlı, reversibl artışlarla bağlantılıdır. Megaloblastik kemik iliği değişiklikleri gözlenmiştir, fakat ciddi megaloblastik anemi ve eritroid hipoplazisi seyrektir. Azatioprinin terapötik kullanımı, dolaşımdaki toplam akyuvar, granülosit ve lenfosit sayısında, doza bağlı, reversibl bir azalmayla bağlantılıdır; bu etki, hastanın cevabının izlenmesinde kullanılmıştır. Azatioprin ve kortikosteroidlerin birlikte uygulandığı renal transplant alıcıların %50'sinde saç dökülmesi görülmüştür. Fakat bu, azatioprin diğer endikasyonlarda uygulandığında önemli bir problem olarak görülmemektedir. alopesi, immünsupresyona devam edilmesine rağmen olguların %80'inden fazlasında geri dönüşümlüdür. Azatioprin ve kortikosteroidlerin uygulandığı transplant alıcıları hem ciltte, hem de diğer vücut sistemlerinde görülen viral, fungal ve bakteriyel enfeksiyonlara bir duyarlılık artışı göstermişlerdir. Diğer durumlarda azatioprin uygulanması bu tip enfeksiyonlara duyarlılık artışına neden olmamaktadır. Hastaların az bir kısmında ilk kez azatioprin aldıklarında mide bulantısı görülür. Bu istenmeyen etki dozların yemeklerden sonra verilmesi halinde ortadan kalkmaktadır. Transplant alıcılarında, barsak perforasyonu da dahil olmak üzere ciddi komplikasyonlar görülmekteyse de bu olguların azatioprine değil, yüksek dozlarda kullanılan kortikosteroidlere bağlı olduğu düşünülmektedir. Çok nadir olarak reversibl pnömoni görülmüştür.

İlaç Etkileşimleri:

Allopurinol, oksipurinol ve tioprinolle ksantin oksidaz aktivitesinin inhibisyonu biyolojik olarak aktif 6-tioinosinik asidin biyolojik olarak inaktif 6-tioürik aside dönüşümünün azalmasıyla sonuçlanır. Allopurinol, oksipurinol ve tioprinol, 6-merkaptopürin veya azatioprinle birlikte verilidğinde 6-MP ve azatioprin dozunun orijinal dozunun dörtte birine indirilmesi gerekir. Azatioprin, süksinilkolin gibi depolarizan ilaçların oluşturduğu nöromüsküler blokajı artırabilir ve tübokürarin gibi nondepolarizan ilaçların oluşturduğu blokajı azaltabilir. Azatioprinin, diğer kemik iliği baskılayıcı ilaçlar uygulanan ya da kısa süre önce uygulanmış olan hastalarda dikkatle kullanılması gerekir. Azatioprinle simetidin, penisilamin ve frusemid arasında etkileşmeler olduğu ileri sürülmüş, fakat bunların niteliği ve klinik önemleri henüz belirlenmemiştir.